gaye su akyol – pink floyd’un dediği gibi

Advertisements

hedonizm

nikotin krizi bağımlısı oldum. nikotin nasıl bünyeyi etkiliyorsa bir tiryakide, nikotinsizlik de aynı aslında. bunu keşfedeli altı ay kadar oldu sanırım. ara ara sigarayı bırakıyorum; 24-36 saat sonra tekrar ilk nefesi içime çekiyorum. ilk nefeste parmak uçlarına kadar hızla ilerleyen nikotini nasıl hissediyorsam, parmak uçlarımdan çekilen nikotini de aynı hissediyorum nikotin krizi anlarında. aldığım nefesin tadı hızla değişiyor nikotinsizliğimde, sesleri daha net duyabiliyorum, kokuları daha keskin kokluyorum. ne sigara tiryakisi olabilecek kadar ne de sigarayı bırakmış biri olabilecek kadar cesur olamadığım çıkarımından ziyade, bu iki dünyanın hazzını en güzel benim hissettiğimi düşünmek daha hoşuma gidiyor.

göcek’ten midilli’ye doğru rotamız. ege yavaşlığında, ege rahatlığında, birbuçuk iki günde bir mola vererek ilerliyoruz, ben ve diğer ikisi. deniz sabahlarında neredeyse sadece peynirli bir kahvaltıdan sonra biraz dinlenip türk kahvemi istiyorum serap’tan. sağolsun, her sabah çok güzel kahveleriyle mest ediyor bizi. kahvem biterken bir dilimcik yüzde doksandokuz kakao içeren çikolatamdan alıyorum, kesmezse biraz da telve yiyorum. nikotinle bahsettiğim bu çarpık ilişkim münasebetiyle teknede sigara içmemeye karar verdim, karada içiyorum. nikotinsizliği iyice hissettiğim saatler akşamın serin saatlerine denk geliyor. hafif bir yemek ve hemen üstüne rakı, yanında yoğurt, peynir mezesi ve bazen meyve… sigarasızlıkta nedense alkol hiç etki etmiyor, veya öyle zannediyorum. gece yatmadan önce ege gökyüzüne nazır uzanıp derin nefes alıyorum, içime çekiyorum, kokluyorum; bazen sadece sakin, sessiz mart gecesini, bazen yağmur kokulu ege havasını ve bazen kadın kokusunu.

molada nikotinsizliğim nedeniyle fantastik bir dünyadaki bir serap gibi görünen ege kıyısına doğru yavaşça salınıyorum. arzu sakladığı tütünü sarmış, bana uzatıyor. arzu’nun gözlerinde, denizin ve göğün mavisinde kaybolarak çekiyorum ilk nefesimi.

dipnot: pazar sabahı, kahvaltımı yapmışım. nikotinsizim. bu halet-i ruhiye içinde nikotinsizliğin hazzı, nikotinsizliğe övgü gibi şeyler kafamın içinde yankılanırken bu yazıya başladım. nihai halini okuyunca; gittiği yön aşırı hedonist bilinçaltı ve bilinçüstü kargaşası gibi olmuş.

 

30 mayıs 2010

didem madak – pulbiber mahallesi

bir pasaj

bazı geceler uyanıp sigara içiyorum karanlıkta
odamdaki aynada yanıp sönen küçük kırmızı bir yıldızım
musevi bir kadının ruhu dolaşıyor evde, ya da müslüman
ya da ateist bilmiyorum
gelip yamuk tabloları düzeltiyor, biraz çorba içiyor mutfakta
sanırım yağmuru yapısalcı bir yaklaşımla karşılıyor
saçma bir kadın, anlaşılmaz
ama iyidir saçmalamak dostlarını satmaktan
iyidir adanmak, yalandan
bir çocuk romanı olarak anlaşılmıştım artık.